2 Temmuz 2012 Pazartesi

Yoksa?

bir hayalim vardı...
bir umut...
bir tutunma çabasıydı hayata tüm içimdekiler, faydasız çırpınışlar ve hiç sarfedilmemiş olması gereken sözler...

kendimi bildiğim kısa süreler içinde uzun zaman olmuştu büyüne kapıldığım... bazen o büyüyle uçuyor, bazen çok başka bir ülkede çok başka bir şehirde ya da ziyadesiyle çok başka hayallerde buluyordum kendimi, bazen o büyüyle ağırlaşıyor, oturduğum yerde kömürleşiyor, nefes bile alamıyordum...

ne olursa olsun bir ümidi hep besliyordum içimde, bazen sen atıyordun yemleri, bazen ben, bazen ele ele besliyorduk beni... büyüdüğünü görüp keyifleniyor, çoğu zaman da korkuyorduk... alışılagelmiş zamanların dışında, yanında bile hissediyordum yaşamımı, öyle sarmalanmış sanki...

karakter bozukluklarımı bile tamir edebilir, yine de devam edebilirdim bu serüvene... yine de sürdürebilirdim ümitlerimi, gerçeğe dönüşmeyeceğini bile bile... bir kandırmacanın içine hapsedip kendimi, bitmek bilmeyen eziyetler içinde bile devam edebilirdim seninle sevişmeye... boş şişelerin solgun camlarından yansıyan kahverengi düşler gibi solmasaydı eğer hayaller...

üzülmek... üzmek... bunlar en güzel yaptıklarımız, bundan önce sevmek konusunda ihtisaslıyken şimdi halimiz ortada... peki empatik mi hisler hala? mesela böylesi daha mı çok acı veriyor? biliyor musun acaba? hiç başlamamış olmasına rağmen o yarım kalan tutkumuz, heyecanımız misali, o her yarım kalan konu, her yarım kalan anlaşmazlık, daha mı mutlu bir adam yapıyor beni?

bıktın... sorularımdan bıktın en çok, çözemediklerimden, karmaşıklaştırdıklarımdan... buna tek sebep ben miyim mesela? o her sevmelerimizde, sonunda çok uzak düşmek koymadı mı bana bugüne kadar? bu değil miydi sebep? hep aynı çizgide, aynı mesafede kalmak yerine, bir içeri bir dışarı, bir yakın bir uzak... bu acıtmadı mı canımı?

yoksa, yoksa bir dengesiz ruh hali içinde, yangınlar ortasında sevmek seni, daha mutlu bir adam mı yapıyor beni?