30 Haziran 2012 Cumartesi

Şimdi Bana Rolünü Söyle

çok eski bir yazımın, bugün fikirsel olarak hala geçerliliğini koruyor oluşu, sanırım yerimde sayıyor oluşumun ve asla akıllanamıyor olmamın en büyük kanıtı... üstelik bu yazımın tekrar karşıma çıkması da bir tesadüften ibaret... yazılarına sadık biri olamadım asla, yazdıklarımı arşivleyip saklamaktansa, onları özgür bırakıp nereye savrulacaklarını görmeyi yeğlerim... bu uğurda pek çoğunu kaybetmişliğim vardır evet... daha önce yine bu adres üzerinden yazdığım blog sayfamda oluşturmuştum bu yazıyı, sonra bloğu sildim ve içeriği çöpe gitti, korumadım... şimdi tekrar aynı alan ismiyle buradayım ve yazıyı internette rastgele dolaşırken şu sitede buldum;

http://www.lauthres.net/index.php/simdi-bana-rolunu-soyle/

uyku yok yine...

köpüklenmiş düşünceler, virgüllerle olabildiğince uzamış cümleler metaforlara dönüşürken zihnimde, bana ait olan ne varsa;

iyi, kötü, güzel, çirkin

içimde, salınan bir kağıt gibi rüzgarda, hislerim düşlerimde bana ait olmayan bedenlerde gezinirken, uyku değil gözlerimi esir alan...

sen olmasan kime anlatırdım bilmiyorum, belkitam anlamıyla gerçek olmadığın, belki de daha gerçek olduğun için çoğundan, sıyrılamadan kendi gerçekliğimden, sana koşuyor cümlelerim; iyi ki varsın...

şeytana sattığım uçurtmaların kuyruğunda hayallerim. ateş dehlizlerinde kora dönüşmekte umutlarım... son facianın üzerinden çok dakika geçmemişken, günler birer saniye kadar hızlı ve asırlar kadar yavaş akarken, içimdeki aptap ses "hadi" diye haykırıyor, "hadi, ne bekliyorsun?!"

neyi bekliyorum? ya da hayat neyi bekliyor da geç kaldı bu kadar? süslü kadınlar gibi hazırlanamazken hala, ben boğulmaya başlamışken bu maskenin altında, "hadi" diyorum ısrarla, yoksa geç kalacağız bu son maskeli baloya...

şimdi neyi ne kadsar umursadığımı geçtim, umursadıklarımdan ne kaldı geriye? neden bitmiyor içimdeki öfke? neden peki bu özlem, inatla hala sevgiye? ne verdin bu güne dek bana? ne verdin de istiyorsun karşılığını?

şaşırdın... şaşırmakta haklısın, evet sana bu öfke... bu güne dek bana vermediklerine... oysa en kolayını isterken ben, hep en zorunu sürdün önüme...


akıllanacak mıyım? asla... şimdi kendi nabzımda, kendi damarlarımda, kendi yaşam sistemimde, senin sunduklarının erişebileceğinin çok ötesinde ve senin göremeyeceğin en derinde, yeni bir ben büyütüyorum... sen onu da kandır, onu da al benden diye! hani balkonuna kaçan topa el koyan huysuz ihtiyarlar vardı ya, ya da cadaloz teyzeler mahallelerde, işte şimdi onlar gibisin sen de... adın hayat, adın yaşam, adın kader belki, ama sonun siyah, sonun yenilgi, istesen de istemesen de... şimdi ipler senin ellerinde, kuklacı da sensin, yönetmen de... ama kendi ağaçlarımı yontuyorum ben kuliste, kendi kuklalarıma can veriyorum hayatımın en gizli piyeslerinde...

aradığım şey sen değilsin, sen onu hiç bir zaman elde etmedin, edemeyeceksin... ben, senin asla sunmayacağın güzelliklerin peşindeyim. ben senim, hayat benim, şimdi ben kaçıyorum, sen peşimdesin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder